1. Bölüm

1. Bölüm

◉ 5 okunma · · ♧ 0 yorum · ≡ 1.338 kelime · ◷ ~7 dk okuma

LOTUSYA’da Okurlara Katılın

Kitapları favorilerinize eklemek, yorum yapmak ve yazarları takip etmek için üye olun.

Okuma ilerlemesi0%

 

“Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.”

Sabahattin Ali

💬

İlayda, saçlarını savururken bıkkınlıkla iç çekerken buldu kendini. Okulun toplantı salonundalardı ve yeni bir projenin açıklamasını dinliyordu.

Bu dönem, tüm okulun kaynaşması ve iletişim haline girebilmesi adına bir grup öğrenci ve akademisyenlerin oluşturduğu bir uygulamaya katılmayı, zorunlu hale getiren bir bitirme projesi çıkarmışlardı başlarına. İşin garip tarafı bunu yapmayan asla mezun olamayacaktı.

“Bu haksızlık.” Öfkeyle konuşurken kaşları çatılmış ve ekranda akıp giden bilgilendirmeyi takip ediyordu. “Zaten yeteri kadar arkadaşım var. Niye tanımadığım bir yabancıyla mesajlaşıp bunu rapor haline getireyim ki?” İlayda, bu projeden nefret etmişti. Adını ve nasıl göründüğünü bilmediği yabancı biriyle mesajlaşma fikri anksiyetesini tetikliyordu.

“Başta söylediler ya. Önyargılar olmadan konuşabilmemizi sağlamak amaçları. Yani dış görünüşünü, yaşını bilmeden biriyle konuşmanın, tüm bunları bilerek önyargılarımız altında konuşmaktan çok daha konforlu olacağını düşünüyorlar.”

Proje, her öğrenciyi birbiriyle eşleştirecek ve birbirlerinin neye benzediğini bilmeden önyargılar olmadan konuşan öğrencilerin, bu konuşmayla ilgili yazacakları raporları, dönem sonunda teslim etmesiyle son bulacaktı. Tüm sevdiklerini ve yaptıklarını dürüstçe uygulama profiline girerek yapay zekayla eşleşme sağlanan profillerin, konuşmaya başlanması sağlanılacaktı.

“Ya kimseyle eşleşmezsek?” diye mırıldandı İlayda. Okulda kimseyle eşleşmek istemiyordu. Hayatına kimseyi almak ve mesajlaşıp vakit harcamak da…

“Sanmam. Okuldaki son sınıfların katılması zorunlu ve 2000 kişi var. Bu demek oluyor ki herkes biriyle mutlaka eşleşecek.” Sevilay, İlayda’nın aksine bu proje için heyecanlıydı. Yeni insanlarla konuşmaktan çok hoşlanırdı ve eğlenirdi.

İlayda, pes ederek uygulamayı indirdi ve bilgilerini girmeye başladı. Eşleşeceği kişiyle ne konuşacağını bilmemek onu kaygılandırıyordu. Kaygılarını bastırmak için derin bir soluk alırken bakışlarını kaldırdı ve kendisine bakan Toygar’la nefesini tuttu.

“Toygar bana bakıyor.” Sevilay onu duymamıştı bile. Toygar gülümseyerek sahneye döndüğünde tuttuğu nefesini serbest bıraktı. Kendisine daima sinir bozucu davransa da üzerindeki etkisinin sebebini biliyordu İlayda.

Toygar’dan hoşlandığını bilse de bunu gizlemeyi tercih ediyordu. Hayatında en son isteyeceği şey bir aşktı. Özellikle de bu evrede buna ihtiyacı yoktu.

Odağını tekrar uygulamaya çevirirken tüm bilgilerini girdi ve ekranı kaydırdı. 849, olarak belirmişti ismi. Kurallara göz gezdirirken aslında Toygar’a bakmamaktı amacı. Son kez göz ucuyla baktığında Toygar, çoktan oturduğu yerden kalkmış ve dışarıya çıkmıştı bile.

“Bak, karşı cinsle eşleştireceklermiş.” İlayda ekrana baktı. Gerçekten de uygulama bir kadınla bir adamı eşleştireceğini gösteriyordu. “Hayatımda yabancı bir erkek istemiyorum.” İlayda bıkkınlıkla arkasına yaslandı ve ekranı kaydırdı.

Eşleşme yok.

***

“Toygar?” Burak, esneyen arkadaşının yanına oturduğunda Toygar uykulu gözlerini ona çevirdi. “Yine mi kitapla uğraşıp uyumadın lan?” Toygar, başını sallamakla yetindi. Seriyi tamamlayacak son kitabı da dün gece baştan sona okumuştu. Yayınevine gönderdiği için rahatladığını hissediyordu.

“Seriyi bitirdim. Biraz ara vereceğim ya.” Bastığı sekizinci kitabı sonunda bitmiş olduğuna sevinmişti. “Sen ne yaptın? Bu uygulamaya katıldın mı?” Dünkü konferanstan sonra canı sıkılmış ve çıkıp gitmişti. Aptal uygulamayı indirmeye niyetli değildi.

“Uygulamadan eşleştim bile. Dünden beri kızla konuşuyorum ve aşırı eğlenceli bir tip.” Toygar, arkadaşını dinlerken bu uygulama meselesinden hiç memnun değildi. Tanımadığı biriyle saatlerce konuşmak yerine İlayda’ya saatlerce, sessizce, uzaktan bakmayı yeğlerdi.

“Ben uygulamayı yüklemek istemiyorum. Uğraşamam yeni birileriyle. Durduk yere başımıza niye bunu çıkarttılar ki?” Önündeki çayı yudumlarken etrafta geçip giden öğrencileri seyretti. “Zaten her gün birilerine selam verip gülümsemiyor muyuz? Ön yargı bunun neresinde?”

“Ne bileyim, anlattılar bir saat işte. Benim biriyle konuşmaktan ziyade bunu rapor haline getirmek gözümü korkutuyor.” Toygar bunda zorlanacağını biliyordu. Çünkü yazı dili konuşma dilinden çok daha yetenekliydi.

“Teknik olarak ön yargılı davranmış olmuyor muyuz? Yani yüzünü ve adını bilmediğimiz biriyle konuşmaya başlıyoruz ama aslında gerçek hayatta görsek asla suratlarına bakmayacağız. Ben insanları dış görünüşüne göre yargılamam, direkt gider konuşurum. Ama bu uygulama tamamen diyor ki, sen gerçek hayatta bakılacak bir tip değilsin, anca seni görmediğimiz zaman konuşabiliriz. Uygulama baştan sona önyargı zaten.”

“Başladın yine edebiyat parçalamaya. Öyle ya da böyle proje var ve yapacağız. Çok sorgulamadan tamam de geç.” Toygar, uykusuzluktan mıdır bilinmez huysuzluğu üzerindeydi. Oturduğu yerden ayaklanırken arkasını döndü ve çarpıştığı anda üzerindeki kazağın altına sızan sıcak ıslaklıkla kazağı teninden uzaklaştırmaya çalıştı.

“Yandım.” Başını kaldırdığında İlayda’yı korkuyla harmanlanmış şaşkınlık dolu bir bakışla yakaladı. Elleri dudaklarının üzerindeydi ve Toygar’a döktüğü sıcak kahveden dolayı çoktan pişman olmuştu bile.

“Ofisteki sakarlıkların bitti, sıra kantin mi?” Canının yanışıyla ses tonu istediğinden daha öfke dolu çıkmıştı.

“Aniden dönünce-” Toygar ceketini de alıp hızla onun yanından ayrıldı ve tuvaletlerin olduğu koridora daldı. Tuvalete girince kazağını çıkartıp soğuk suyla tenindeki yanmayı azaltmaya çalışmıştı.

“Yine bağırdın kıza.” Öfkeyle peçeteleri koparıp karnındaki su damlaları sildi ve çöpe atıp kazağını tekrar giydi. Ofiste yedek tişörtlerden birini giymeden krem sürmeliydi. Bu yüzden tuvaletten çıkarak ofise yöneldi. Ofise girdiğinde kimse yoktu ve hızla dosya dolabındaki etkinliklerden kalan tişörtlerden birini aldı ve kazağını çıkarttı. Masasının çekmecesini açtı ve aradığı kremi yanan tenine sürerken İlayda ofise daldı.

“Ben sakar değilim…Sen çıplaksın.” Toygar’ın kendisine krem sürdüğünü görünce yanakları ısındı ve gözleri kontrol edemediği hızla kocaman açıldılar. Hem adamı yakmıştı hem de basmıştı.

“Kusura bakma.” Toygar en az onun kadar utanmış hissederek tişörtü başından geçirdi. İlayda bunu beklemeden arkasını döndü ve cam kapıya çarpıp geriye doğru poposunun üzerine düştü.

“Sakar değilim, mi dedin sen?” Toygar tişörtü giyerken İlayda, hala yerdeydi ve öne doğru eğilmişti. Normalde Toygar’a sertçe bakması gerekirken burnundaki acıyla onu umursayamamıştı. Toygar bunu fark edince onun yanına gitti ve burnunu tutan elin kandan kırmızıya bulandığını gördü.

“Başını kaldırma.” Ensesinden bastırırken başını eğmesini sağladı. Kenardaki rulodan peçete parçaları koparıp İlayda’nın yanına diz çöktü ve elini uzaklaştırıp peçeteyi bastırdı.

“Hem kendini hem beni yaralayarak sakarlık prensesi olduğunun farkında mısın?” İlayda, ters ters baktığında gülümsedi Toygar. Bu aşina olduğu senaryoydu.

“Sakar değilim ben. İkide bir söyleyip sakarlık yapmamı çekiyorsun.” İlayda, yerden kalkarken sendeler gibi oldu, Toygar onun belini sararken İlayda alnını onun göğsüne yasladı. “Seni revire götürelim.” İlayda itiraz etmeden onun yönlendirmesine ayak uydurarak revire gitmeye razı geldi.

“Ben sakar değilim.” Toygar’ın gülüşünü seviyordu.

“Ben sakarım, İlayda.” Onun sesindeki alaya dudaklarını kıvırdı, başının eğilmiş olmasından memnundu çünkü Toygar’ın bu gülüşü fark etmesini istemiyordu.

“Bence ikimiz de bugün yaşananları unutalım. Ben üstsüz bir şekildeydim ve sende yine sakardın.” İlayda, başını kaldırdığında Toygar buna engel oldu. “Başını kaldırma. Revire az kaldı.”

“Benimle uğraşma Toygar.”

“Hoşuma gidiyor be sakar.” Revire girdikleri için değil İlayda’nın kalp atışları hızlandığı için bu söylediği havada kaldı. İlayda, ona kızmak istedi ama zihninde yankılanan iki kelime vardı.

Hoşuma gidiyor.

***

Eşleşme yok.

Uygulamayı kapatırken öfkeyle telefonu masaya bıraktı İlayda. İki gün önceki rezilliği revirden çıktıktan sonra konuşmamışlar ve yaşanmamış gibi davranmışlardı. Burnu sızlasa da kendini iyi hissediyordu. Ta ki uygulamaya girip hala bir eşleşme göremeyene kadar.

Kime sorsa herkes uygulamadaki eşini bulmuştu, İlayda hariç.

“Hocam?” Elini kaldırdığında tüm amfinin bakışları İlayda’ya yöneldi. Ders bitmiş ve yoklama alınmıştı. Bu projeyle ilgili tekrar bilgilendirme veren akademisyenin gülüşü, İlayda’nın sinirini bozmuş artık dayanamamıştı. Eşleşme yok, yazısını görmekten kusacağını hissediyordu.

“Ya hiç kimseyle eşleşemezsek?” Gözlüğünün üzerinden baktı proje sorumlusu. “İki gündür herkes eşleşti ama benim profilimde, eşleşme yok, yazıyor.” Gülümseyerek İlayda’nın sorunu önemli değilmiş gibi ellerini salladı. “Yapay zekaya güven İlayda.”

“Ben kendi zekama güvenmiyorum, yapayın zekasına mı güveneyim?” Sessizce homurdandığında bakışlarını telefonuna çevirdi bir kez daha. Ekranı kaydırdı ama aynı yazıdan başka bir yenilikle karşılaşamadı.

“Daha kaydolmamış 563 öğrenci daha var.”

“Ya mezun olmakla ilgilenmeyen biriyle eşleşeceksem ve o da bu uygulamayı indirip projeyi kabullenmezse…O zaman ne yapacağım?” İlayda’nın sesindeki sabırsızlığı amfideki tüm öğrenciler hissetmişti.

“Kalırsın.” Aptal bir uygulama yüzünden kalmak istemiyordu. Zaten okul etkinlikleri ve dersleri arasında sıkışıp kaldığını hissediyorken bursunu da kaybedemezdi.

“Benim ne suçum var?” İlayda öfkelendiğini hissedebiliyordu. Sevilay, onun kolunu çekiştirdiğinde söylemek istediklerini bastırmak için dilini ısırması gerekmişti. Bu uygulamadan da eşleşeceği kişiden de şimdiden nefret ediyordu.

“Sakinleş, İlayda. Bir hafta için eşleşmezsen ofisime gelirsin. Eşleşmemiş olanlar varsa bir şekilde eşleştirilirsin.” Proje sorumlusu başından beri İlayda’yla uğraşıyordu, kalmayacak kadar azimli bir öğrenci olduğu tüm fakültenin konuştuğu bir gerçekti. Bu yüzden mağdur olmadan çözüm bulacaklardı mutlaka.

“Başka sorusu olan var mı?” Sınıfta kimse ses çıkarmayınca dersin bittiğini duyurdular ve birer birer öğrenciler amfiden çıkmaya başladı. İlayda birkaç saniye oturduğu yerden kalabalığın azalmasını bekliyordu. “Unutmayın, sistemi kandırmak yok.”

“Sistemin Allah belasını versin.” Sevilay, İlayda’nın cümlesiyle kıkırdadı. İlayda son kez telefondan uygulamaya girdi ve ekranı kaydırdı.

Eşleşme yok.

Sayfayı yeniledi.

Eşleşme yok.

“Uygulamada bile senin kafana göre birini bulamadık mı?” İlayda ona cevap vermeden sayfayı son kez yeniledi.

Eşleşme yok.

💬