18+ Yetişkin İçerik1. Bölüm

1. Bölüm: Plajın Ruhu

◉ 4 okunma · · ♧ 0 yorum · ≡ 1.859 kelime · ◷ ~10 dk okuma

LOTUSYA’da Okurlara Katılın

Kitapları favorilerinize eklemek, yorum yapmak ve yazarları takip etmek için üye olun.

Okuma ilerlemesi0%

Savaşın ortasında, kurtlar sofrasında kalmış bir kuzunun tek kurtuluşu, kurt gibi olmaktı.

- Dila K.

Lady Gaga: Paparazzi

'Aniden fotoğrafımızı çekin,
O radyodaki saçmalık için.
Kimse için durmayın.
Sahteyiz ama hâlâ eğleniyoruz!'

❄

"Plajın girişinde kameralar var." Şoförün sesiyle beraber annem, yüzüne büyük gelen güneş gözlüklerini taktı ve bana dönüp daha yeni dalgalandırdığım saçlarımı düzelterek iki tutamı omuzlarımın önünden göğsüme düşürdü. İfadesiz bir şekilde onun beni kontrol etmesini izlerken zihnimdeki düşünceleri bile durdurmuştum. Sanki bir şey düşünürsem bunu anlar ve düşünmemi bile yasaklar gibi geliyordu.

"Ne yapacağını biliyorsun," dedi annem saçımı düzeltmeyi bırakıp beni baştan aşağı süzdüğünde. Bir haftalık Alaçatı tatilimizde bile her dakikam planlıydı. Üzerime giyeceğim kıyafetten süreceğim ojeye kadar her şey benim için seçilmişti. Şu an burada olmamız bile o program dahilindeydi. Bir çocuğun oynattığı oyuncaktan tek farkım kalbimin atıyor olmasıydı.

Ben annemin pek de memnun olmadığı oyuncağıydım.

"Biliyorum."

"Neşeli olmayı unutma," diye konuştuğunda şoför arabadan inip kapımızı açmak için arabanın etrafında ilerlemeye başlamıştı. O sırada annem fısıltıyla konuştu. "Her şeyi mahvedersen bir sene boyunca tatil yüzü bile göremezsin."

Güneş gözlüğümü de taktığında gözlerimi göremediğini bildiğimden dolan gözlerimi kırpıştırdım. Kukla olduğum bu hayatta kendime ait hiçbir şeyimin olmaması beni parçalıyordu. Nerede nasıl nefes alacağıma kadar karışılan bir hayatta var olmak ve kurtulamayacağından emin olmak çok zordu. Bunu bile bile yaşamak...

Şoför kapımızı açtığında annem benden önce indi. Ben de peşinden inip daha önce rezervasyon yaptığımız bir beachin önünde bizi bekleyen muhabirleri gördüğümüzde yüzüme bir gülümseme yerleştirerek girişe doğru ilerledim.

"İşte kameralarımıza yakalanan inşaat dünyasının en iyi ailelerinden Acar ailesi tatilin tadını çıkartıyor gibi görünüyor. Sanırım Cihan Bey tatil yerine çalışmayı seçmiş. Değil mi Büşra Hanım?"

Annem muhabirin önünde durduğunda ben de onun bir adım gerisinde durdum. Orta yaşlı adam elindeki mikrofonu anneme uzattığında, annem kameralara çok gerçek gelen bir neşeyle güldü ve konuştu. "İşkolik bir eşinin olması böyle bir şey işte. Toplantı için İstanbul'a gitmesi gerekti. Biz de anne kız bir tatili hak ettik diye düşündük."

Annem kolunu bana sarıp beni yanına çektiğinde gülümsedim ve ben de onun beline kolunu sardım. Böyle anların rol olması canımı sıkıyordu ama şu birkaç dakikalık anda sanki sevgiyi hissediyor ve içimi ısıtıyordum. Ona anca böyle anlarda sarılabiliyor olmak çocukken her daim birilerinin yanımızda olmasını istediğim anları hatırlatıyordu. Yalnız kaldığımızda içine bir şey girdiğini düşünüyordum ama büyüdüğümde asıl rolü insanların içinde yaptığını anlamıştım.

Büşra Acar beni gerçekten de sevmiyordu.

Büyümek bununla yüzleşmemi sağlamıştı.

"Çok doğru bir düşünce bence. Kızınız Lina da son görüşümüzden bu yana çok daha güzelleşmiş. Bu güzelliğin kalbini çalabilen yakışıklı bir beyefendi var mı acaba?" Mikrofonun ucu bana döndüğünde gülmeden edemedim. Böyle bir aileyle sevgili yapabileceğimi mi sanıyorlardı acaba?

"Henüz öyle biriyle tanışmadım," dedim ve anneme kısa bir bakış attım. Beni saran kolunda herhangi bir değişiklik olmamıştı, bu da doğru yolda olduğumu gösteriyordu. "Eğer öyle biri olursa eminim ki sizin de haberiniz olun."

"Bir sevgilisi olması için daha küçük. Minik kızımı bir süre daha erkeklerden korumam gerek." Annem de yorum yaptığında muhabirle beraber gülüştüler. Bu işkencenin daha ne kadar devam edeceğini bilmiyordum ama annem magazincilerin burada olmasından epey memnun görünüyordu. Hatta onları buraya o bile çağırmış olabilirdi.

"Biraz da kızınız Lina'nın başarılarını konuşalım o zaman. Birkaç hafta önceki dans gösterisi inanılmazdı. Dakikalarca ayakta alkışlanmış. Bu başarılarınızın sırrı nedir?"

Aç susuz saatlerce çalışmak.

"Doğuştan yetenekliyim sanırım," dedim annemin istediği cevabı vererek. "Teşekkür ederim sorunuz için."

"Biz teşekkür ederiz. Görüşmek dileğiyle."

Sonunda bizi rahat bıraktıklarında beache girdik ve annemle aramıza mesafe koyduk. "Aferin, iyi idare ettin ama bir dahaki sefere biraz daha muhabirlere magazinsel bilgiler ver. Artık sosyeteye giriş vaktin geldi."

Sosyeteden nefret ediyordum. Annemin arkadaşları hep oradandı ve o samimiyet oturmalar, birbirlerinden nefret etmelerine rağmen sanki çok seviyormuş gibi konuşmalar... Hepsi midemi bulandırıyordu. Bazen sosyetedekiler buluşur ve çocuklarını da getirirdi. Genelde huzur bozmamak için bizi bakıcılara bıraksalar da bazen toplaşır ve oyunlar oynardık. İşte o zamanlar sosyeteyi sevdiğim sayılı anlardı. Tabii bunun da birer haber değeri olduğunu büyüdüğümde öğrenmiştim. Magazine fotoğraflarımızı yollar, güzelliğimiz hakkında yorumları okumaya bayılırlardı.

Şimdi o sosyete çocukları büyümüştü ve hepimiz aynı okula gidiyorduk ama aynı benim ailemde olduğu gibi onların da ailelerinde gördükleri yaşamı yaşıyorlardı. Küçükken daha özgürdük, şimdiyse birer kopyadan farksızdık.

"Ben arkadaşlarımlayım. Sen istediğini yapabilirsin. Belki sosyeteden birkaç arkadaş edinebilirsin artık. Yakında asosyal olduğun konusunda haberler çıkacak. Bunun olmasına izin verme git ve arkadaş bul."

Yeni görevimi almamla beraber hasır plaj çantamın sapını tutarak başımı hafifçe salladım ve topuklarımın üzerinde dönerek ondan uzak bir köşeye doğru ilerlemeye başladım. Arkadaşım olduğunda sırf burslu diye hayatımı uzun bir süre bozmuştu. Ona göre bizden alt kademe birisiyle arkadaş olmam hayatımın hatası olurdu. Eğer onunla arkadaşlığımı bitirmezsem okuldan atılması için her şeyi yapacaktı, bu yüzden artık onunla arkadaş değildim.

Oysaki bana iyi gelen tek insan o olmuştu.

Kendime uygun bir yer bulup çantamı şezlonga bıraktığımda derin bir nefes aldım. Henüz çevremde kimse yoktu. Denize girmiş benim yaşlarımda birkaç kızlı erkekli bir grup görebiliyordum. Buraya gelen kişiler tam da annemin istediği şekilde gelir durumu yüksek insanlardı bu yüzden denizdekilerle arkadaş olmaya çalışabilirdim ama uğraşmak istemiyordum. Burada oturup güneşin tadını çıkartmak ve tek başıma yüzmek istiyordum.

Üzerimdeki iç gösteren beyaz elbiseyi çıkarttım ve beyaz bikini takımımla kaldım. Beyaz rengini kendime yakıştırmasam da annemin benim için en beğendiği renk buydu. En çok kullandığım renk de buydu o yüzden.

Güneş kremimi sürmeye başladığım anda birkaç damlanın bana gelmesiyle bakışlarımı kaldırdım ve onunla karşılaştım; Barış Arslan'la.

Aniden onun yüzünü görmek duraksamama neden olduğunda bir elim kolumda, dudaklarım hafif aralık kalakalmıştım. Neden onu gördüğüme bu kadar şaşırmıştım hiçbir fikrim yoktu. Onun da sosyetenin çapkın çocuklarından biri olduğunu biliyordum yine de tam karşımda, gamzelerini göstererek sırıtması beni garip hissettirdi.

"Dünya çok küçük değil mi?" Saçından damlayan su tanelerini umursamadan havlusuyla vücudunu biraz olsun kuruladı ve benim şezlonguma, bacaklarımın hemen dibine oturdu. "Güneş kremi sürmene yardım edebilirim."

"İstemez," dedim ve koluma güneş kremi sürmeye devam ettim. "Dünya küçük değil, sosyete küçük."

"Aslında haklısın. Bütün gençleri özellikle buraya getirdiler ki birileri istemsizce arkadaş, sevgili falan olsun. Artık magazinin gözünde tam bir haber kaynağıyız."

Haklıydı. Küçükken oyuncak için kavga etmemiz gibi sıradan şeyler magazine düşmezdi ama şimdi tam da istedikleri yaşlara gelmiştik. Barış'ı da magazinde görüyordum. Herhangi bir kızla yan yana durduğunda bile magazine haber giriliyordu. Onun da ailesinin gayrimenkul danışmanlığı konusunda Türkiye'de önde gelen bir şirketi vardı.

Hiçbir şey demeden bakışlarımı denizde eğlenen gençlere çevirdim. Pek deniz insanı sayılmazdım, yazı da sevmezdim zaten. Benim için kış tatilleri en iyisiydi. Buz tutmuş ruhuma anca soğuk yakışırdı ne de olsa. Sıcak bu yüzden benlik değildi.

"En azından biraz çabalarsın sanmıştım," dediğinde bakışlarımı denizden alıp onun denizlerine çevirdim. Evet, gözleri aynı iki saniye önce baktığım deniz gibiydi. Buna şaşırsam da yüzümden hiçbir şeyin okunmadığını biliyordum çünkü ben Lina Acar'dım; mükemmel olmak zorunda olan o kız.

"Ne için?"

"Benimle muhabbet edebilmek için. Ben çabalıyorum ama sohbetimiz pek ilerlemiyor gibi." Aynı küçük bir çocuk gibi dudağını büktü ve iki elini de şezlonga yerleştirip hafifçe arkaya doğru belini esnetti. Gökyüzüne baktıktan sonra tekrar bana baktığında istediği tepkiyi alamamışa benziyordu. "Tamam, en iyisi gideyim."

"İyi olur," diye mırıldandım ve arkama yaslanarak onun olmasını umursamadan ayaklarımı onun olduğu tarafa uzattım.

"Zor olman hoşuma gitti." Barış Arslan yüzüne anlamlandıramadığım bir tebessüm yerleştirdi. Kalkıp gitmesini istiyordum, böylelikle tenimi biraz bronzlaştırabilirdim. Yine de o istenmediği yerde durmayı çok seviyor olmalıydı ki hâlâ kalkmamıştı. Aksine onun bacaklarına kadar yaklaştırdığım ayak bileğimi kavrayıp kendi üst bacağının üzerine yerleştirdi.

Bu çocuk kendini ne sanıyordu?

Tepkisizlik yeminim bu hareketimle son buldu ve kaşlarım çatık bir şekilde doğruldum. "Ne halt yiyorsun sen?"

İki elini de kaldırıp gamzesini göstererek gülümsedi. "Hiç, hiçbir şey. Sadece sana yardımcı olmak istedim."

Kucağına yerleştirdiği bacaklarımı ondan çekip ayaklarımla onu sert bir şekilde ittirdiğimde, bunu beklemeyen Barış Arslan, şezlongun sonunda olduğundan kayıp yere, kalçasının üstüne düşmüştü.

Bu hareketim ne ailemin ne de sosyetenin onaylayacağı bir hareket değildi, bunu biliyordum ama karşımdaki şımarık çocuk böyle davranmaya yüz buluyorsa benim de ona haddini bildirmemden normal olacak ne vardı ki? Tabii bu sosyete için önemli değildi. Sosyetede asi kızlara yer yoktu.

Barış'ın şaşkın bakışları eşliğinde yüzüme yapay bir tebessüm yerleştirdim ve arkama yaslanıp az önce oturduğu yere bacaklarımı uzattım. Ona yeterli cevabı vermiş olmalıydım bu yüzden dili lâl olmuş bir şekilde kalakaldı. Ben de onun varlığını hiç umursamadan hasır plaj çantamdan yanıma aldığım kitabı çıkardım.

Kalkıp gitmekten başka şansı kalmamıştı. Yanaklarındaki o utanç kırmızısını göz ucuyla görmem beni epey keyiflendirdi. Kitabın kelimeleri arasında gezinirken gerçek bir intikam gülümsemesi yüzümü kaplamıştı. Birine haddini bildirebilmenin verdiği o keyifle beraber boş anımın tadını çıkarttım. Bu hareketimden Barış Arslan'a bir ders çıkartmış olmalıydı. En azından ben öyledir sanmıştım.

Kaderimizin birbirine düğümlendiğini nereden bilebilirdim ki?

❄

Yaptıklarımın her zaman bir karşılığı olurdu. Görünmez olsam ve yine istediğim bir şeyi yapsam annem bunu bir şekilde fark eder, bunun karşılığını misliyle bana ödetirdi. Küçükken bunu nasıl yaptığını merak eder ama düşünmeye bile korkardım çünkü zihnimin içinde de olabilirdi.

Şimdi büyümüştüm ama yine de beni nasıl bu kadar kontrol edebildiğini çözememiştim. Görünmez ipleri etrafıma sarıp hareketlerimi mi hissediyordu bilmiyordum ama beni gördüğü kesindi.

Barış Arslan'a yaptığımın da bir karşılığı olacağını biliyordum ama buna katlanmayı seçmiştim. Sosyetenin popüler çocuğuna haddini bildirmek için ceza almaya katlanabilirdim. Bana öyle davranmaması gerektiğini aklına kazımış olmalıydı.

Sarı saçlarımı öyle sıkı tutuyordu ki saç diplerimin çekildiğini ve gerildiğini hissedebiliyordum. Dizlerimin üzerinde, gözümdeki ıslaklıkla beraber etrafımı saran aynalara bakmaktan başka şansım yoktu ama yaptığımdan yine de pişman değildim.

"Sen kiminle oynadığının farkında mısın?" Saçlarımı biraz daha çekti. Sanki plastik bir bebeğin başını kopartmaya çalışıyordu. Yine de dolan gözlerimden yaşları akıtmamaya yemin etmiştim.

"Hâlâ hata yapmaman gerektiğini öğrenemedin mi aptal şey?" Saçlarımı serbest bıraktı ama her şeyin yeni başladığını biliyordum.

Sorularına tek kelime de olsa hiçbir cevap vermedim. Aynadaki yansımama bakmaktan başka hiçbir şey yapmıyordum. Güzeller güzeli Lina Acar şu an dağınık ve kırılmış bir bebeğe benziyordu.

"Senin hata yapma lüksün yok. Bunu aklına sok. Sen bir Acar'sın ve ona göre yaşamak zorundasın. Erkekler gibi rahat bir hayat yaşamayacaksın. Her şeyde çok iyi olan bir kız olacaksın. Herkesin parmakla seni işaret edip sen olmak isteyeceği o kız olacaksın, anladın mı? Bir daha görgüsüzce davranırsan yemin ederim seni tekneyle denizin ortasına götürür, ölüme terk ederim. Duydun mu beni?"

Tatil yerindeydik, bikini giyeceğim için bana vuramıyordu ama öfkeli gözlerini kocaman açmıştı. İçindeki öfkeyi bir şekilde çıkartmalıydı ama bunu fiziksel olarak yapamamasının acısını da yaşıyordu. Onun için bana vuramamak bir zulümdü, bunu yüzündeki gerilen her bir milimetreden anlayabiliyordum.

O öfkeyi beni burada bırakarak çıkartmaya karar verdi. Yazlığımıza da yaptırdığı özel, zemin dışında her noktanın aynayla kaplatıldığı bir odaydı. Aynaların ardında ses geçirmez bir malzeme vardı bu yüzden ne kadar çabalasam da sesimi kimseye duyuramadım. Dışarıdan açılıp kapanan ışıklar ve bir de ses sistemi vardı. Hepsini beni dizgine getirebilmek için ustalıkla kullanırdı.

Bu dans odasından nefret ediyordum. Burası benim hapishanemdi. Aç, susuz, ışıksız, sessiz veya çok sesliydi. Aç veya susuz kalmaya alışmıştım da ışıksız ve sesli ortama bir türlü alışamamıştım.

Onun gitmesiyle beraber o güçlü duruşumu da bozdum ve acıyan saç diplerime masaj yaparak gözyaşlarımı akıtmaya çalıştım.

Acar soyadından kurtulmanın sadece iki yolu vardı; birincisi biriyle evlenmekti, diğeri ise ölmek.

Benimse ölmekten başka şansım yoktu.

Böylesine bir yerde ölmene bile izin yoktu ama ben onu aşacaktım. Onun isteklerini aşıp ona inat ölecektim, böylelikle ondan da bu iğrenç hayattan da kurtulacaktım. Sadece doğru anı bulmalıydım ama ölümüm bir kaza gibi olmamalıydı. Onlar yüzünden öldüğümü herkesin bilmesi lazımdı. Üstünü örtemeyecek kadar büyük, göz önünde olan bir ölümle veda etmeliydim.

Ben Lina Acar'dım. Acar soyadının hakkını vererek ölebilirdim.

❄