7. Bölüm

7. Bölüm

◉ 3 okunma · · ♧ 0 yorum · ≡ 2.088 kelime · ◷ ~11 dk okuma

LOTUSYA’da Okurlara Katılın

Kitapları favorilerinize eklemek, yorum yapmak ve yazarları takip etmek için üye olun.

Okuma ilerlemesi0%

 

"İnsan düşmekten değil, düşerse 'hadi kalk' diyebilecek bir dost sesi duyamamaktan korkar."

Aldous Huxley

💬

Geçmiş...

"İlayda." Sevilay'ın seslenmesiyle başını çevirdi ve çocukluk arkadaşıyla sıkıca sarılırken buldu kendini. Ailesi öldüğünden beri ona en büyük desteği veren kardeşten öte tek dostuydu. Aynı okula ve fakülteye düştükleri için memnundu. Ortak dersleri olduğu için sık sık denk geleceklerdi. Bu ikisini de memnun ediyor, rahatlatıyordu.

İlayda, üniversiteye başvurularını Sevilay'la beraber halletmişti. Ne yapacağını bilmeden, ona yol gösteren kimsesi olmadan onun ailesine danışarak yapmaya çalışmışlardı. Bu rahatlatıcıydı çünkü İlayda, tüm seçenekleri düşünürken seçeneklerle boğulup nefes alamaz hale geleceğini biliyordu.

"Sen bugün gelmeyecektin hani." Geri çekilip Sevilay'a baktı. Sevilay, yaz tatilinin ekmeğini yemiş ve ten rengini bronzlaştırmıştı. Saçları, kullandığı papatya suyuyla birkaç ton sararmış, bronzlaşmış tenine dökülüyordu. Her zamankinden çok daha alımlı ve dikkat çekici görünüyordu. "Tatilini erken mi bitirdin?"

"Yetti, tatil ya. Sıkıldım. Tüm yaz bizimkilerin yazlığında hep aynı insanları görmek yetti cidden." Sevilay'ın ailesine ait Çanakkale'de bir yazlık vardı. Her yaz oraya gidip uzun bir süre tatil yaparlardı. Bu sene İlayda'yı da davet etmişlerdi. Ama İlayda çalıştığı için gidememişti.

"Yine yaz boyunca dayanmışsın." Sevilay kıkırdadı.

"Bu sene teyzem ve amcamın çocukları da geldi. Tam bir curcunaydı. Biz seninle kız kıza ayrı bir tatile çıkalım diyorum. Bize gelmeden çok memnunum. Ama akrabalarımdan memnun değilim. Onca kişi bir eve nasıl sığmayı bekliyorlar? Üstüne çoluk çocuk, gürültü... Tatile mi gittik okulda teneffüs arasında mıydık belli değildi."

"O kadar da kötü değildir ya." İlayda anne babası öldükten sonra, keşke kardeşim olsaydı, diye düşünmeden edemezdi. Daima kalabalık ailelere imrenirken bulurdu kendini. Çok küçükken hep kardeşi olsun diye dua ettiğini anımsatıyordu. Birkaç kere kardeş istediğini annesine de söylemişti. Tabii, anne ve babası sadece bir çocuğa yetebileceklerini düşünerek tek çocuk olarak onu yetiştirmişlerdir. Yine de İlayda kardeşi olsun isterdi, ailesi öldükten sonra kollarına sığındığı ablası veya abisi.

Sevilay'ın kalabalık bir ailesi olması İlayda'yı her zaman tatmin ederdi. Çünkü etrafta ne kadar insan varsa düşünmeye o kadar az vakit kalıyordu. İlayda, düşünerek acı çekmektense acılarını duymayacak şekilde etrafını insanlarla doldurmayı tercih ederdi. Zihninden geçen düşünceler kaygıya dönüştürdü. Kaygıları ona acı vermekten başka hiçbir şeye yaramazdı.

İlayda, düşüncelerinden kaçan kaygı dolu bir ruhtu.

"Cidden kötüydü. Neyse ki sonunda kaçabildim ve seninleyim." Sevilay, gelmeden önce kaygılanmadan edememişti. Üniversitenin girişini görmek ve öğrencilerin içeri girerken rahatlığını seyretmek ilk günün heyecanını arttırmıştı.

"Bir an yalnız gireceğim sandım ya." İlayda'nın yüzündeki sıkıntılı ifadeyi gören Sevilay, yanaklarını tutup başını sağa sola salladı.

"Seni yalnız bırakır mıyım? Geldim işte. O okula kol kola gireceğiz." İlayda'nın koluna girip okulun turnikelerine yöneldiler. "Söz verdik beraber." Kartlarıyla geçerken İlayda, kıkırdayarak etrafı incelemeye başladı.

Turnikeden başlayan taş yol, sağlı sollu yerleştirilmiş binalara doğru yöneliyordu. Binalar üç-dört katlıydı ve hepsinin üzerinde A, B, C şekilden harfler atanmıştı.

"İlk dersim F blokta görünüyor." Sevilay etrafa bakındığında İlayda, telefonunu çıkartıp ekrandan kendi ders programını incelemeye başlamıştı. Dersin olduğu bloğa bakarken bir yandan taş yolda ilerliyorlardı.

"Benimki ana binada." Tabelanın gösterdiği yöne doğru saptılar. İkisinin binası arka tarafta görünüyordu. Etrafta dolaşan öğrencileri pür dikkat incelerken kendi aralarında tüm gördüklerinin dedikodusunu yapmaya başlamışlardı bile.

"Şunlar arkadaş mı? Yoksa sevgili mi?" İlayda, göz ucuyla bir çifte baktı. Arkadaş gibi duruyorlardı ama bakışları çok daha fazlası olduklarını ele veriyorlardı. "Çocuk kıza aşık, kız..." Sevilay gözlerini kıstı. "Kız da aşık. Ama sevgili değiller. Aralarındaki gerginlikten belli. Arkadaş gibi takılıyorlar."

"Tüm bunları bir bakışta mı anladın?" Sevilay, İlayda'nın sesindeki alayı fark edince bakışlarını ona yönlendirdi.

"İnsan sarrafıyım kızım ben. Hala arkadaşını tanıyamadın mı?" Ana binadan içeri girdiklerinde Sevilay'a cevap veremedi İlayda, dikkatini çeken başka bir odak bulmuştu kendine.

Ailesinin tedavisi sırasında hastanede gördüğü bir genç vardı ve şu an ona aşırı benzeyen birini görmek adımlarını durdurmasına sebep olmuştu. Yüzünde kocaman gülüş vardı ve o zamandan çok daha uzamış buldu onu. Yüzündeki sakala rağmen tanımıştı onu.

Oydu.

"Bu o." Sevilay, İlayda'nın sesindeki hayreti fark edince baktığı tarafa doğru çevirdi bakışlarını.

"Kim kim?" İlayda'nın baktığı erkeği, tanımıyordu.

"Sana anlattığım, hastanedeki çocuk." Sevilay, bakışlarını arkadaşına dikti. Hastane koridorlarında annesini kaybedince yıkılan bir çocuktan bahsettiğini hatırlıyordu. Annesi öldükten sonra ortadan kaybolmuş olmasına rağmen İlayda hala ondan bahsedip dururdu. Bu yüzden aynı okulda denk gelmelerinin tatlı tesadüfü hoşuna gitmişti. Çünkü içten içe İlayda'nın onunla hiç konuşmadan acılarıyla empati kurduğu o çocuğu sevdiğini biliyordu.

Toygar, kendisine bakıldığını hissetmiş gibi başını çevirdiğinde gözleri İlayda'nınkiyle kesişti. Kendisini tanıyormuş gibi bakan bu kızı hatırlamıyordu. "Burak? Girişteki kızları tanıyor musun?" Burak, dediği tarafa baktı.

"Tanısak unutmazdık be Toygar. Ama sanki ikisi seni tanıyor gibi bakmıyor mu? Eski sevgililerinden biri falan mı?" Toygar, hayatına birini alabilecek kadar sevmiyordu bu hayatı. Bu yüzden arkadaşının laf atışlarına alışkındı. Eski sevgililerinden biri olamazdı, çünkü hiç olmamıştı.

"Bakalım, tanışıyor muyuz?" Toygar, merakla İlayda'ya yöneldi.

"Geliyor." İlayda başını sağa sola çevirirken hızla kaçmak için döndüğünde öğrencilerden biriyle çarpıştı, kartını almak için açtığı çantası yere devrildi ve eşyaları dağıldı. Çıkardığı gürültü birkaç kişinin bakışın hedefi haline gelmesini sağlamış, utançtan yanaklarının ısındığını hissetmişti.

"İşte bu klişeleşmiş etkileyici bir tanışma yöntemi. Aferin sana İlayda." İlayda bunu bilerek yapmamıştı ki. Sevilay, ona yardım etmek yerine birkaç adım uzaklaştı ki Toygar'la yalnız kalmaları için an yaratmış oldu.

Toygar onun yanına adımlayıp diz çöktü ve eşyaları toplamasına yardımcı olurken İlayda'nın kalbi çoktan ritmini şaşırmıştı bile. Sanki bastırdığı tüm duygular bir bir açığa çıkmıştı. Toygar, ona yardım ettiği sırada, onu hastane koridorlarında gizlice gözetlediği o çocuktan çok daha etkileyici bulduğunu fark etti ve buna yakından şahit olurken buldu kendini.

"Okula ilk girişin sakarlıkla oldu. Bu tekrarlanır mı?" İlayda, başını kaldırıp ters ters baktığında Toygar'ın aklı bulandı. Mavi gözlerindeki hiddet zihnindeki tüm mantığı devre dışı bırakmıştı.

"O bana çarpmasaydı, çantam düşmeyecekti. Ben sakar değilim." İlayda sakardı. Hayatı boyunca başına gelmiş gelecek en berbat özellikti bu. Yine de bir şekilde bununla yaşamayı öğrenmişti. Etrafındakiler zarar görmediği sürecek sakarlığı kendineydi.

"Toygar ben." Ne söyleyeceğini bilemeden elini uzattı. Mavi gözler bir kez daha gözlerini bulduğunda nefesini tuttu birkaç saniye. Gözleri çok güzeldi ve bakışlarındaki sıcaklık kalbinin sızlamasına sebep oluyor gibi hissettiriyordu.

"İlayda." Hızla son eşyalarını toplayıp ayağı kalktı, uzaklaştığı zaman bile Toygar diz çöktüğü yerden onun gidişini seyretmeye devam etti.

"Toygar, o bakış neydi?" Toygar ayaklanırken Burak'a döndü. Soruyu cevaplandırmadı. İlayda'yı daha önce görmediğine emindi ama gözlerindeki bakış sıcak hissettirmişti. Sanki geçmişleri varmış gibi.

"Bu kız hangi fakülte de öğrenebilir miyiz?"

"Ofise illaki gelir. Biliyorsun, etkinlikleri tüm öğrenciler sever." Hazırlık okudukları için yeni öğrenci değillerdi ve ilk günleri sayılmazdı. İlayda'yı bir kez daha görmek ve konuşmak istiyordu.

"Hadi ama...Bu kıza ilk bakışta vurulduğunu söyleme." Toygar, bunu söyleyemezdi. Sadece o gözlerin hissettirdiği samimiyeti görmeyeli yıllar olmuştu, bu yüzden görünce afallamıştı.

"Dersin kaçta senin? Kahve içelim." Toygar'ın kafeine ihtiyacı vardı.

"Olur."

💬

"Burada elemana ihtiyaç var mı?" İlayda, cesaretini toplayıp ofise girdiğinde Toygar, yalnızdı. İlayda, kalp atışlarını bastırmaya çalışırken kocaman gülümsedi. Toygar, İlayda'nın söylediği hiçbir şeyi anlamadan gülüşünde takılı kaldı.

"Sakar olmaya mı geldin?" İlayda'nın gülüşü silinirken Toygar boğazını temizledi. "Şuradaki kâğıdı doldur, İlayda." İlayda, kayıttaki bilgileri doldururken Toygar, çoktan bakışlarını bilgisayarında yazmaya devam ettiği kitabına çevirdi.

"Bana bir isim söyle İlayda." İlayda başını kaldırdığında Toygar elini çenesine sürttü. Kitabının içindeki karakterlerden birinin adına karar veremiyordu. "Kadın ismi." Bakışlarını kaldırdı. "Acil."

"Serpil." Aklına gelen ilk ismi söylediğinde Toygar'ın göz kırpıp ekrana döndüğünü gördü.

"Sağ ol." Parmakları klavyede kayarken memnuniyetle kıvırdı dudaklarını. İlayda, bu gülüşü görünce gülüşünü gizlemek için başını eğdi. Hastanede son gördüğünden daha sık güldüğünü görmek garip bir mutluluk veriyordu. Daha önce konuşmamışlardı, hastanede göz göze bile gelmemişlerdi. Yine de onun mutlu olması geçmişi taçlandırıyormuş gibi geliyordu.

"Hangi bölümdesin?"

"Gastronomi." Toygar'ın parmakları klavyede duraksarken kaşlarını havalandırıp kirpilerinin altından bakışlarını İlayda'ya çevirdi. "Şef olacaksın." İlayda heyecanla onayladı başıyla. "Sen hangi bölümdesin?"

"İngiliz Dili ve Edebiyatı." Toygar bunu seçmişti, en büyük sebebi yabancıların acılarını da mutluluğunu da anlayabilecek kadar yetkin olabilmek istemesiydi. Türk yazarlar dışında yabancı yazarların eserlerini de kendi dillerinde okumak ve dinlemek, ona tek acı çekenin bu topraklar olmayışını hatırlatacaktı. Dünyanın her yerinde ölümler vardı ve bunu Türkçe okumaktan yorulmuştu.

Ömrü hastanede geçen birine göre yeteri kadar ölüme şahit olduğunu düşünüyordu.

"Al. Bilgileri yazdım." Kâğıdı Toygar'a uzattığında Toygar, bilgisayar ekranını kapatıp İlayda'nın kağıdını aldı ve eliyle boş sandalyeyi işaret etti. "İşe alındın." İlayda, bu kadar çabuk olacağını tahmin edemediği için afalladı.

"Mülakat falan yapmayacak mısın?" Toygar, göz ucuyla kağıttaki bilgilere baktı. Numarasını çoktan ezberlemişti.

"Mülakatı ben yapmıyorum. Onayı veriyorum ve koordinatör kısa bir sohbetle bunu inceliyor." Oturduğu yerden ayaklanırken bakışlarını etrafta gezdirdi. Görevli akademisyenlerden biri, ofisin cam duvarlarının önünde belirdiğinde Toygar ona seslendi.

"Hocam." Oturduğu yerde kalktı. "İlayda. Yeni başlayan arkadaş." Kâğıdı içeri giren akademisyene uzattı. "İletişim kısmı için uygundur." Kağıttaki bilgileri okurken sürekli bakışlarını karşısındaki İlayda'ya çevirip durmuştu.

"Sana güveniyorum, Toygar." Kâğıdı incelerken "Yine de İlayda, seninle görüşmeliyiz." Diye mırıldandı. Eliyle koltuğu işaret etti ve kâğıdı incelemeyi kesti.

"Tamam." İlayda, koltuğa otururken çoktan işe alınmış gibi anlatmaya başladılar işi.

"Belgelerin ne olduğunu, Toygar sana söylesin. Hepsini koordinatörünüze iletirsiniz. O gereken işlemleri başlatır. Toygar-" Toygar'a döndü. "İlayda'nın eğitiminden sorumlu olan sensin. Oryantasyon süreci sende."

"Tamam hocam." İlayda'yla yalnız kaldıklarında İlayda, sürecin bu denli hızlı gerçekleşeceğini bilmiyordu. Şaşkınlıkla Toygar'a döndüğünde ellerini cebine koymuş bir şekilde kalçalarını masaya yaslayarak ona baktığını gördü.

"Şimdi belgelerin ne olduğunu telefonuna mesaj atacağım. Ne kadar erken getirirsen o kadar çabuk oryantasyona başlarız." Ses tonundaki profesyonellikle İlayda sessizce başını sallamakla yetindi.

"Benim numaram...." Toygar ezberlediği numarayı telefonuna kaydetti ve gerekli belgelerin olduğu bilgileri ona mesaj attı. İlayda'nın telefonuna düşen mesaj sesi ofiste duyuldu. "Kaydedersin."

"Tamam."

"Aramıza hoş geldin sakar." Elini uzattı. İlayda uzattığı eli sıktı, tıpkı tanıştığı gün hissettiği o çatırdayışla ellerini uzaklaştırdı.

"Hoş buldum."

💬

Haftalar sonra...

"İlayda, hasta mısın sen?" Ofisteki Beril, yavaşça yaklaştı ona. "Gözlerin hasta görünüyor." İlayda'nın rengi solmuş gözleri kızarmıştı. Boğazının ağrıdığını hissetse bile bunun için günün bitmesini ve eve giderek sıcak bir çorba içmeyi bekliyordu.

"Biraz soğuk aldım. Bünyem kuvvetsiz zaten." Sıcak çayı yudumlarken üzerindeki monta sıkıca sarıldı. Okul, gereğinden soğuktu. Kış ayındaydılar, sıcaklık sanki dışarıdaki havadan çok daha düşüktü.

"Çay içip biraz ısınayım. Zaten derse kaçacağım birazdan." Ders dinleyebilecek enerjide hissedemiyordu kendisini. Burnu yavaşça tıkanıyor ve bu da baş ağrının habercisiydi.

"Aman dikkat et. Tam hastalık ayındayız." Masadan uzaklaştığında İlayda, başını masaya yaslayıp gözlerini kapattı. Bir süre sessiz ve sıcak ofiste uykuya daldı.

Toygar içeri girerken elindeki sıcak çorbanın olduğu termosu masanın üzerine bıraktı ve kendi masasına yerleşip yavaşça açtı bilgisayarını.

Eli kalemliğine çarptığında büyük bir gürültüyle etrafa saçıldı kalemler. İlayda irkilerek uyandı. Toygar'ın bıraktığı termosu baş ucunda görünce şaşkınca Toygar'a baktı. Toygar onu umursamadan kalemlerini topladı ve sanki çorbayı bırakan o değilmiş gibi işine odaklanıyormuş gibi bilgisayar ekranına baktı.

"Termos senin mi?" İlayda sorduğunda Toygar olumsuz bir ses çıkardı. İlayda termosun üzerinde T şeklinde bir sembol olduğunu görebiliyordu.

"Arkadaşın bıraktı." İlayda, Sevilay'ın yanına gelse onu uyandıracağını biliyordu. Kaşlarını çatarken termosu eline aldı ve kapağını çevirip açtı. Burnunu dolduran tavuk çorbasıyla irkildi. Başını Toygar'a çevirdi.

"Teşekkür ederim, Toygar." Toygar ilk kez ona baktığında memnuniyet dolu bakan gözleri gördü. Toygar, yalanını sürdürmek istedi, yapamadı. Kendisine duvar olan bakışlar yerine memnuniyet dolu ifadeyi görmekten hoşlanıyordu.

Annesinin işlemlerini tamamlarken hemşirelerden biri dumanı tüten bir kap dolu tavuk çorbası vermişti. Bir kız bıraktı demişlerdi. Hayatındaki en güzel çorbaydı ve o günden sonra kendini toparlaması için bir neden olmuştu.

Ne zaman kötü hissetse tavuk çorbası içerken buluyordu kendisini ve İlayda'yı hasta görünce ona da iyi gelir diye düşünerek yemekhaneden almıştı.

"Tavuk çorbasını sever misin?" İlayda, çorbayı yudumlarken Toygar'ın kendisine bakmaktan kaçınmasına anlam vermeye çalışıyordu.

"Sevmem. Annem iğrenç yapardı." İlayda, duraksadı. Hastanede ona çorba verdiği zaman da Toygar sevmediği için çöpe mi atmıştı? O çorbayı, içmesi için vermişti ama onun sevemeyeceğini hiç düşünememişti.

"Ben çok severim." Umursamazsa konuşmaya başladı İlayda. "En sevdiğim çorbalardandır. Her hastalığa çok iyi gelir." Toygar bakışlarını çevirdi. Çorbayı yudumlayıp konuşmayı birkaç saniye öteleyen kadını seyre daldı. "Çok da güzel yaparım."

"Sakarlığın buna izin veriyor mu?" İlayda, masadaki kalemlerden birini Toygar'a attığında Toygar gülmeye başladı. İlayda, ona hissettiği tüm o sıcaklığı yok ettiği için Toygar'ı dövmek istiyordu.

"Sinir bozucusun." Ona bakmayı kesip önüne döndü ve çorbasını sessizce yudumlamayı sürdürdü.

"Çabuk iyileş. Sen sakar olmayınca sakarlığın bana geçti. Karizmam çiziliyor." İlayda'nın hasta oluşu onu ilgilendirmemeliydi belki de ama yine de sıkıntılı hissetmesini sağlıyordu. Sanki onun etrafta enerjisi yüzünden bir şeyleri devirmeyişi kötülük alametiymiş gibi huzursuz hissettiriyordu.

"Olmayan bir şeyin çizilmesine üzülemeyeceğim." İlayda'nın huysuzluğu dudaklarını kıvırmasına neden oldu.

"Hasta olunca tırnaklarını çıkartıyorsun demek." Toygar'ın sesindeki memnuniyetin etkisiyle, bakışları onun keyifli yüzünde usulca gezinmeye başladı.

"Hasta biriyle uğraşacak kadar uyuzsun demek." Sesindeki tonlamayı, tıpkı Toygar'ın yaptığı gibi, kinayeyle harmanlamıştı. Toygar'ın kahkahası ofiste yankılandı.

"Sakar." İlayda gözlerini kıstı ve termosu sıkı sıkıya tutarak ona karşılık söyleyeceğini bir anlığına düşündü.

"Gıcık." Toygar bir kez daha güldü.

"Geveze."

"Sensin geveze." İlayda'nın kaşlarındaki çatıklık yalandandı. Çoğu zaman Toygar'ın onunla takılması sinirini bozsa da şu an onunla laf dalaşına girmekten memnundu. Hasta oluşunu düşünmeyi engelliyordu.

"Peki sakar. Geveze ben olurum." İlayda, Toygar'a sırtını dönerken öfkelendiği için hem kendine hem de onu öfkelendiren Toygar'a kızgındı.

"Uyuz." Diye fısıldadı. Yine de dudakları kıvrıldı.

💬

 

Devam Edecek...

Geçmiş yayınlara göre bölümler ortalama 1 günde bir yayımlanıyor. Bu süre bir yayın taahhüdü değildir.

Yazarın Profiline Git