5. Bölüm
LOTUSYA’da Okurlara Katılın
Kitapları favorilerinize eklemek, yorum yapmak ve yazarları takip etmek için üye olun.
💬
İlayda, sırt çantasının içine yedek eşofmanları tıktı. Babasının ona kazandırdığı nadir alışkanlıklardan biriydi. Günübirlik gezilerde ne olur ne olmaz çantasına mutlaka yedek kıyafetler koymayı, babasından öğrenmişti. İhtiyacı olacak, dış fırçası gibi malzemeleri de çantasına tıktıktan sonra fermuarını kapattı.
Apartman kapısının zili çaldığında koridoru geçip kırmızı düğmeye bastı. Kapıyı araladığı anda merdiveni çıkan Toygar'ı gördü. Yine her zaman siyah boğazlı kazağını giymişti. Bu sefer ceketi yerine montu üzerindeydi. Eldivenlerini çıkartıp cebine çıktığı sırada başını kaldırdı ve İlayda'yı gördü.
"Dışarısı buz gibi." İlayda kapıyı sonuna kadar aralayıp içeri girmesini işaret etti. Botunu çıkartıp içeri girdiğinde ellerini birbirine sürttü. Kulakları ve burnu kıpkırmızıydı. Arabasıyla gelmiş olsa dahi İlayda kapıyı açana kadar soğuktan kızarmışlardı.
"Sıcak bir şeyler içer misin?" İlayda, evden çıkmadan önce ısıtıcıyı kapatacağı için ev hala sıcaktı. Toygar, montunu asarken sıcaklığın bedenini ısıtırken rahatlatmasına izin verdi.
"Yok, yola çıkalım hemen. Hazır trafik yok." İlayda başıyla onayladı ve koşarak odasındaki çantayı omzuna taktı. Koridora çıkarken montunu astığı portmantoyu araladı. "Eldiven ve atkılarını da al. Çok soğuk." Onu dinleyerek bir çift eldiven, atkı ve şapka aldığında çantası omzundan düştü. Toygar ondan önce davranarak çantayı aldı ve kendi omzuna taktı.
"Sakarlığını engellemeye çalışıyorum." İlayda gözlerini kıstığında göz kırptı. "Hadi, söz müzikleri senin seçmene izin vereceğim." İlayda anlaşmanın şartını beğendiği için montuyla botunu giydi ve eldivenleri ellerine geçirdi. Atkıyı takarken dirseği duvardaki çerçeveye çarptı, çerçeve sağa sola sallansa da yerinde sabit kaldı.
"Bir kez bile sakar olduğumu söylersen yolu sana zindan ederim Toygar." Toygar'a tehditkâr bir bakış attı, Toygar oralı bile olmamıştı. Dudaklarını birbirine bastırıp hayali bir fermuar çekti dudaklarına.
"Savaşın bitti mi?" Toygar'ın sesindeki alayla İlayda, şapkasını taktı. Savaştan kastının ne olduğunu pekala anlamıştı, yine de sakarlıkla ilgili bir kelime kullanmadığı için tek kelime edemedi.
Toygar, kapıya çıkıp botunu giydi tekrar. Peşinden İlayda, ısıtıcıyı kapatıp tüm ışıkları kapattı ve kapıyı kilitledi. Toygar arabaya bindiğinde ısıtıcıyı ayarladı, İlayda sürücünün yanındaki koltuğa oturup kemerini bağladı.
"Soğukmuş." Eldivenlerini giymesini söylediği için Toygar'a minnettardı. "Kar yağar mı acaba?" Arabanın ön camına eğilip bulutsuz gökyüzüne baktı. Hava durumunu kontrol etmişti. İstanbul'da kar görünmüyordu.
"Sakarya'dan erken çıkmalıyız. Yoksa oradaki kara yakalanacağız." Toygar'ın erkenden yola çıkmak isteyişinin en büyük sebebi buydu. İstanbul'a zamanında ve kara yakalanmadan dönmek için Sakarya'dan erken çıkmaları gerekiyordu. Bu yüzden erkenden gidip görevlilerle konuşup dönmeliydiler.
"Kar sevmez misin?" İlayda'nın sorusunu düşündü. Karı sevmesi için hiçbir sebebi olmamıştı. Karda oynamayı sevdiği zamanları anımsıyordu ama hep yalnızdı. Babası daima onunla oynayacağını söyleyip akşama kadar annesiyle ilgilenirdi. Akşam olduğunda ikisi yorgunluktan uyuduğunda Toygar camdan dışarı seyretmekle yetinirdi. Kapının kilidini anahtarla açıp kapatmayı öğrendiği gibi ailesi uyuduğu zaman kar yağmış sokağa inerdi. Tabi tüm çocuklar çoktan sıcacık yataklarına çekilmiş günün kar savaşının ardından uyuyakalmış olduğundan o yine yalnız oynardı.
Yalnız oynamanın tek iyi yanı, suratına kar topu atan arkadaşları olmayışıydı. Gerçi o da kimseye kartopu atmamıştı. Bir mermere oturup ya kardan adam yapmaya çalışırdı ya da karın yağışının büyüsünü seyre dalardı.
Yaşı 23'tü. Hayatı boyunca asla kar topu yapamamıştı.
"Kar yağdığı her zaman hasta olurum." Arabayı yola çıkartırken dikkatle silecekleri çalıştırdı. Hafif yağmur çiseliyordu. Bu garip bir huzur veriyordu ona. "Bu yüzden karlı havalarda camdan dışarıya bakmayı tercih ederim."
Gizli kaçışları sonrası hasta olduğu anlarda babasının sitemkar davranışlarını anlamasa da hissedebilmişti. Sanki bir sen eksiktin hasta olacak, der gibi davranırdı. Sözleri yumuşaktı ama bakışları daima Toygar'ın hasta olmasına katlanamıyormuş gibi olurdu.
"Ben karda oynamayı çok severim." İlayda ısındığını hissettiği için kemerini çözüp montu ve atkısıyla şapkasını çıkardı. Eldivenini montun cebine tıkarken arka koltuğa attı elindekileri ve koltuğa yerleşip kemerini bağladı.
"Okulda kar topu savaşlarımız olurdu. Tam bir kaos ve soğuktan donan gözyaşları eşliğinde tüm okul birbirine girerdi. Her sene mutlaka birinin bir yeri kırılırdı. Yine de pes etmeden oynardık. Eğlenceliydi." İlayda anılarına dalmışken Toygar dudaklarını ıslatıp kesik bir soluk aldı. İlayda'nın neşe dolu geçmişi vardı, onunkinin aksine.
"Eğlenceli görünüyor." Söyleyebildiği tek şey buydu. Sustu. Bir süre sessizlik eşlik etti ikisine. Toygar'ın sohbetin devamını getireceği bir geçmişi yoktu. Bir tek kitapları vardı. Onu da kendisine gizlemişti. Mutlu olduğu pek bir anısı yoktu. Annesi öldükten sonra sığındığı satırları bir tek kendine saklayıp koruması bu yüzdendi.
Onun adı Aren'di.
Çöldeki parlak kum tanesi anlamına geliyordu. Geçmişindeki her anısına inat parlak ve mutlu olacağı bir hayat hayal ettiği için bu adı seçmişti. Kitapları onun ruhundaki karamsarlığa rağmen yalandan gülücükler saçmadığı tek parlaklıktı. Onu gerçekten mutlu eden ve bu hayatın güzellikleriyle tanıştıran yegâne şeydi. Bu yüzden kitapları onun geçmişinin Aren'iydi.
Telefonu çalmaya başlayınca hoparlörü açtı. Arayan koordinatördü.
"Hocam?"
"Yola çıktınız mı Toygar?" Onaylayan bir ses çıkartırken tabelanın gösterdiği istikamette arabayı sağdaki yola yönlendirdi. "Tamam. Konuşacağınız detayları e-posta gönderdim ikinize de. Kırmızıyla yazılı olan maddeler dışında diğerleri için topu onlara atabilirsiniz. Tüm gün telefonum yanımda olacak ama toplantıya geçebilirim. Beril'e yazarsınız. O bir şekilde bana ulaşamazsanız dekana veya diğer görevli akademisyenlere ulaşacaktır."
"Olur. İyi günler."
"Size de." Arama sonlandığında Toygar, göz ucuyla İlayda'ya baktı.
"Müzik nerede? Arabayı şoför kullanır. Yanındaki yolcu da müziği ayarlar." İlayda, dudaklarını kıvırıp radyoya uzandı. "Torpido da bazı CD'ler var." İlayda olumsuz bir ses çıkartıp radyoyu karıştırmaya başladı.
"Tesadüfen olanlar daha çok hoşuma gidiyor. Bu gelecek olan şarkıyı seveceğiz." Çeken ilk kanaldan yükselen şarkıyı dinlemeye başladılar.
"Beni Hatırla." İlayda şarkıyı hatırlarken Toygar'a baktı. "Nazan Öncel'in en sevdiğim şarkısı." Toygar, şarkıyı ilk kez duyduğu için pür dikkat dinlemeye başladı. İlayda'nın en sevdiği şarkıyı hissetmek istiyordu. Ona hissettirdiklerini algılamak ve onun gibi sevmek...
"Sen bir yerlerde, ben bir şehirde
Akşam olunca beni hatırla
Sen bir yerlerde, ben bir şehirde
Akşam olunca beni hatırla"
İlayda nakaratı mırıldanırken arkasına yaslandı ve dalgınca yolu seyretmeye başladı. Toygar, onun sesinin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordu.
"Her telefona sen çık
Her kapıya sen koş
Beni hatırla"
Toygar'ın kendisini hayranlıkla dinlediğinin farkında olmadan ona çevirdi bakışlarını. Şarkı tekrar tekrar nakaratını tekrarlarken İlayda sessiz kaldı. Ona ördüğü duvarlar olmadan onu seyretmek kalbinin her bir zerresini sevgiye boğuyordu.
Toygar, şarkı son bulduğunda bakışlarını bir anlığına İlayda'ya çevirdi. İlayda, sessizleşmiş ve onu seyrediyordu.
"Sesin güzelmiş." Tekrar önüne döndü.
"Teşekkürler." Radyoda başka bir şarkı kulaklarını doldurduğunda ikisi sessizliğe boğulmuş ve bakışlarını yola çevirmişlerdi. Sonraki şarkı Sezen Aksu'dan Biliyorsun'du.
"Hayat bazen öyle insafsız ki
Küçük bir boşluğundan yakalar
Hissettirmez en zayıf anında
Seni ta yüreğinden yaralar"
Şarkının sözlerini dinlerken ikisinin düşünceleri zihinlerinden arabaya süzülmüş ve aralarında asılı kalarak aralarındaki enerjiyi yoğunlaştırmıştı.
"Sen de benim kadar gerçekleri görüyorsun
Beraber olamayız, benim gibi biliyorsun
Bir başka dünyanın insanısın yavrucağım
Sen kendi dünyanın toprağında büyüyorsun"
Şarkı bitene kadar Toygar, yola odaklanmıştı. Düşünceleri şarkıyla zihninde patlayacak noktaya erişmişti. İlayda'nın ördüğü duvarlar, gözlerindeki bakışla davranışlarının arasındaki farkın nedenini bilmiyordu?
İlayda korkuyordu. Neden korktuğunu bilmeden korkuyordu sadece. Belki de annesiyle babasının büyük aşkıydı onu korkutan. Böyle bir şeye sahip olup bununla beraber yaşamak çoğuna en güzel duyguymuş gibi gelse de İlayda'yı korkutuyordu.
Biliyordu.
O babasının kızıydı ve babası gibi severse ölümüne severdi.
Toygar ışıklarda durduğunda bakışlarını sağa çevirdi. İlayda'nın başı sol omzuna düşmüş ve gözleri kapanmıştı. Göğsü hafifçe inip kalkarken uyuyor olduğunu anlayıp müziği hafifçe kıstı ve arkadaki monta uzandı. Montu onun üzerine uyanmamasını sağlayarak serdi ve yanağına dökülmüş saçı kulağının arkasına tıkıp önüne döndü. Yol boyunca uyudu İlayda. Toygar bundan memnundu. İletişime her geçtiklerinde İlayda'ya laf atıp onu hayal kırıklığına uğratmaktan sıkılmıştı.
Sakarya'ya giriş yaptıklarında İlayda esneyerek gözlerini araladı. Son zamanlarda hastaneden çıkacak sonuçlara o kadar kafa yoruyordu ki düzgün uyuyamıyordu. Uykusuzluğu yüzünden her otobüs veya araba yolculuğunda sızarken buluyordu kendini.
"Geldik mi?" Hala çevreyolundalardı ve İlayda'ya her yol İstanbul'daymış gibi geliyordu. Toygar onaylayan bir ses çıkarmakla yetindi. İlayda, sesi neredeyse kapatılmış gibi kısılmış radyoyu açmakla uğraşmadan etrafına bakındı. İstanbul'un aksine burada hafif bir kar yağışı vardı.
Toygar suratını buruştururken gökyüzüne baktı. Kar yağışı artmadan işlerini halletmeleri gerektiğini biliyordu. Sakarya Üniversite'sinin önüne geldiklerinde arabayı park ettiler ve üzerlerine kalın kıyafetlerini geçirip dışarı çıktılar. Kuvvetli bir rüzgâr onların etrafını sararken Toygar, hapşırdı. Burnunun sızladığını ve hasta olacağını hissedebiliyordu.
"Çabucak görüşelim." Ellerini cebine tıkarken göz ucuyla kendini atkı ve şapkayla soğuktan korumasına rağmen üşüyen İlayda'ya çevirdi. "Hadi gel." İlayda bir adım attı, ayağı buzlanmış asfaltta kayar gibi olunca Toygar, onun kolunu tuttu. "Koluma gir." İlayda, düşmek istemediğinden denileni yaptı ve Toygar'a yaklaştı.
"Sakar değilim, yerler kaygan." Toygar dudaklarını kıvırıp başıyla onayladı onu.
***
Görüşmek istedikleri gibi erkenden başlamadı. Tersine birkaç saat geciktiler. Bu birkaç saatlik gecikme, onların kar fırtınası başlamış yola çıkmasına sebep olmuştu. Toygar geldikleri hızdan çok daha yavaş bir hızla dikkatle yolda ilerliyordu.
"İlerde trafik başlayacak kaza var." İlayda, İstanbul'a giden konumu açmıştı ve yolun ilerisinin kırmızı olduğunu gördüğü için yorumları okumuştu. Yolda buzlanma vardı ve zincirleme kaza yaşanmıştı. Tıpkı ailesinin ölmeden önce karıştığı kazaydı.
"Gitmeyelim oraya. Buzdan kaymış arabalar kaza olmuş." Onun sesindeki korkuyu fark eden Toygar, sola kırdı ve farklı güzergahta İstanbul'a giden yola yöneldi.
"İyi bir sürücüyüm İlayda. Kaza yapmadım, yapmamda." Büyük konuşmasının tek bir sebebi vardı, o da kurallara uyan bir tip oluşuydu. Motorla birkaç kere kaza yapmıştı, yine de arabasıyla motorun aksine daha kuralcı ve kontrollü biri olmuştu.
"Babamda hiç kaza yapmamıştı ki." İlayda'nın fısıldarcasına söylediği Toygar'ı irkiltmişti. Ailesinin öldüğünü bilmiyordu. İstanbul'a okumaya gelmiş ve ev tutmuş biri sanmıştı daima.
"Başın sağ olsun." Toygar'ın kendisini duyduğunu fark etmesi başını kaldırmasını sağlamıştı. Onun yüzündeki ifade acısını onunla paylaşan bir duygusallıktaydı.
İkisi de annesiz ve babasızdı. Gerçi İlayda, onun babasının nerede olduğunu bilmiyordu. Annesinin o hastanede öldüğünü bilse de bir gün olsun onları ziyaret eden biri olmamıştı. İkisi yalnızca anne ve oğul olarak girmiş öksüz bir evlat olarak çıkmışlardı.
Toygar, silecekleri daima çalıştırırken önündeki aracı görmeyeceği kadar fırtına şiddetlendi. Sıkıntıyla omzunu dikleştirip gözlerini pür dikkat dikti önüne. "Göz gözü görmüyor." Diye mırıldandı. Öndeki araç kaydığında bile cesaretini kaybetmeyip arabasını yavaşça durdurdu. Arkasında hiçbir aracın gelmiyor olmasından memnundu.
"İstanbul'a gitmek intihardan farksız." Toygar elini saçlarına daldırıp iç çekti.
"Sakarya'da kalalım." İlayda'ya döndüğünde İlayda başıyla ileriyi işaret etti. Rüzgarın arasından seçebildiği ışıkları yanıp sönen bir tabela vardı. Toygar, üzerindeki yazıyı görebilmek için gözlerini kısıp cama yaklaşması gerekmişti.
"Emin misin?" Toygar dikkatle İlayda'ya döndüğünde İlayda, sarı saçlarını toplarken başını aşağı yukarı salladı.
"Yolda kaza yapmaktan iyidir. Yarın Pazar. Duruma göre kar hafiflerse İstanbul'a döneriz." Bunun mantıklı ve tek çareleri olduklarını ikisi de biliyordu. Yine de yabancı bir şehirde ikisinin kalıyor olması garip bir gerginliğe kapılmalarını sağlıyordu.
"Haklısın. İstesek de İstanbul'a dönüşümüzdeki riski azaltamayız." Toygar alnını direksiyona yasladı. Görüşme yaptıkları adamlar zamanında gelmediği için oluyordu her şey. Zamanında olması gereken ötelendikçe böyle aptalca şeyleri yaşaması gerekiyordu ve bundan nefret ediyordu.
"Tamam. B planını uygulayalım." Hayatın değişken şartlarının her an bir şeyleri alabileceğini kabullenme aşamasındaydı ve bu durum ona zor geliyordu. Bir şeylerin tam zamanında yapılmaması, hatta gecikmesi, ölümü bile getirebilirdi. Bunu yaşayarak öğrenmişti.
Arabayı otelin otoparkına park edip indikleri anda rüzgâr iliklerine kadar karla titretmişti. "Soğuk." İlayda dişlerini takırdatarak çantasını omzuna astı, yedek kıyafet getirdiği için kendini takdir ediyordu.
Otelden içeri girdiklerinde garip bir yoğunluk olduğunu gördüler. Yolda kalan arabaların sakinleri, otele hafta sonu tatili için gelmiş olanlar...
"Umarım oda kalmıştır." Toygar hapşırdığında hasta olacağını içten içe biliyordu. Resepsiyona yaklaşırken boğazındaki acıyı dindirmek için yutkunması gerekti. "İki oda alacağız. Giriş belli çıkış tarihi belli olmayan." Eşeği sağlam kazığa bağlamaktı amacı. Yollar açılmazsa ve bir günlük oda alırsa gidecek bir yolları olmayacaktı. En iyisi girişi yapmak ve çıkana kadar odada konaklamaktı.
"Maalesef tek bir odamız kaldı." Toygar'ın kaşları çatılırken İlayda gözlerini şaşkınlıkla araladı.
"Ne demek tek bir oda kaldı?"
"Az önce kırk kişilik bir otobüs arıza verdiği için tüm yolcuları anlaşmalı olarak otelimizde odaları ayarlandı. Elimde kalan tek bir oda mevcut." Toygar istemeye istemeye odanın parasını verdi ve etrafına bakındı. Üzerine kıyafet alabileceği hediyelik eşya mağazasına takıldı gözleri.
"Sen odaya çık. Ben geliyorum." İlayda, anahtarı alıp odaya yöneldi. Oda numarasının olduğu kapıyı açıp içeri girdi. Odada çift kişilik bir yatak ve koltuk vardı.
"Burada kalamayız. Olmaz." Çantası omzundan kayıp abajura çarptığında gürültüyle yere devrildi. "Sakarsın İlayda." Çantayı almak için eğildiğinde telefonunun mesaj sesi odayı doldurdu. Çantayı koltuğa bırakırken ekranı açıp mesajı okudu. Sevilay'dandı.
"Kızım neredesin ya? Çoktan dönmüş olmanız gerekmez miydi? Sana yemek alıp geldim." İlayda gergince odaya baktı. Buradan başka oda kalmamıştı ve arabada kalmak gibi bir saçmalık yapamazlardı.
"Sakarya'da mahsur kaldık." Mesajı gönderdiği an cevabı ekrana düştü.
"Toygar'la?"
"Evet." Ekranda Sevilay'ın numarası belirdi. İlayda aramayı açıp kulağına yaslarken Sevilay'ın çığlığı kulaklarını doldurdu. Arkadaşı tam bir deliydi.
"Dur tahmin edeyim. Tüm odalar dolu ve tek bir oda kalmış." İlayda, boştaki eliyle yüzünü kapattı. Sevilay'ın konuyu nereye çekebileceğini biliyordu. "Odada tek bir yatak var-"
"Sevilay!" Telefonun ucundan kahkaha yükseldi.
"Biliyordum. Siz tam bir klişe aşıksınız." İlayda bunun tersinin olmasını dilese de öyleydi.
Tesadüfen aileleri aynı hastanede tedavi olmuştu. İlayda tesadüfen koridorda geçerken kapısı aralık olan odanın içindeki Toygar ve annesini görmüştü. Yıllar sonra tesadüfen aynı okulda denk gelmişti Toygar'la. Normalde kalabalık olan ofiste ikisi yalnızken tesadüf eseri Sakarya gezisi ortaya atılmıştı. Erken gitmelerine rağmen tesadüfen adamlar gecikmiş ve tesadüfen yolda kalmışlardı.
İlayda ve Toygar'ın hayatı daima tesadüflerle şekillenecekti.
"Odada koltuk var mı?" Sevilay'ın cümlesiyle elini yüzünden çekip uzanmak için yeteri kadar büyük olmayan koltuğa baktı. "Evet var." Sevilay kahkaha atmaya devam ederken İlayda sinirlendiğini hissedebiliyordu.
"Sevilay, güleceksen kapatacağım."
"Tamam. Dur. İşin şakasındayım ben. Büyük ihtimalle aynı yatakta kalmazsınız. Sen veya o, koltuğa gidersiniz." İlayda, koltuğa gözlerini kısarak baktı. Toygar, buraya sığamazdı ama o sığabilirdi.
"Utanıyorum." Diye fısıldadı telefona İlayda. "Onunla aynı odada uyumak bile kalbimi sıkıştırıyor."
"Toygar, öyle bir çocuk değil zaten. Dört yıldır sana aşkından sürünse bile senin isteklerine saygılı davranıyor ve uzak duruyor. Endişelenme." İlayda onaylayan bir ses çıkardığında kapı tıklatıldı. "Toygar, geldi. Kapatıyorum."
"Bir dakika. Bir sorum daha var." İlayda kapıya adımlarken konuşmasını bekledi. "Üstünde ne var İlayda?"
"Allah belanı vermesin, Sevilay." Sevilay'ın kahkahasıyla aramayı sonlandırıp kapıyı açtı. Toygar içeri girerken elinde tişört ve eşofman altı vardı. Hem kendine hem de İlayda'ya almıştı, onun yedek kıyafet getirdiğinden habersizdi.
"Yüzün kıpkırmızı. Hasta mı oluyorsun?" Toygar bunu sorarken peş peşe üç kez hapşırdı. Hasta olan kendisiydi. Bunu kendisine bile itiraf etmeden atlatabileceğini düşünüyordu.
"Yok. Soğuktan sıcağa gelince..." İlayda devamını getirmedi. Toygar, odaya girdi ve yatağı görünce huzursuz bakışlarını etrafta gezdirdi ve koltuğu gördü.
"Ben bir üzerimi değiştireyim." Yorgundu ve araba kullanışı bunu artırıyordu. Banyoya girip aldığı kıyafetleri üzerine geçirirken boğazındaki ağrı, her yutkunduğunda kulaklarına baskı uyguluyordu. Banyodan çıkarken İlayda'nın çoktan üzerini değiştirmiş ve koltuğa kıvrılıp üzerini örtmüş olduğunu gördü.
"Koltukta ben yatacağım." Dedi Toygar. İlayda cık cıklarken elindeki kitaptan ayırmadı gözlerini.
"Sen uzunsun. Hem araba kullanıyorsun. Koltukta tutulursan geri dönemeyiz." Toygar itiraz etmek istediğinde İlayda kitabını kapatıp ona baktı. O an Toygar'ın solgun yüzünü gördü. Koltuktan kalkarken onun tam karşısında durana kadar ona yaklaştı. Toygar'ın burnuna kadar geliyordu boyu.
"Hasta mısın sen?" Uzandı ve çekinerek elinin tersini alnına yasladı. Ateşi yoktu.
"İyiyim ben. Koltukta ben yatarım." İlayda'nın yanından geçecekken İlayda kollarını çaprazlayarak onun önüne geçti. "Seni koltukta yatırıp yatakta uyumayacağım, İlayda."
"Ölümü gör." Bunu öylesine söylemişti ama Toygar'ın bir adım gerilemesine ve bakışlarındaki kırgınlığa şahit oldu. İlayda, kırdığı potun farkına varamadan Toygar'ın telefon sesi odada yankılandı.
"O anlamda demedim. Lafın gelişi." Toygar, banyoya astığı kıyafetlerin cebinde telefonunu bulurken ekrandaki koordinatörün adını gördü. Açıp bilgileri verip konuşmayı sonlandırdığında bile İlayda olduğu yerde kıpırdamamıştı. Odaya geri dönerken İlayda'nın karşısında durdu, kaşları çatıktı.
"Ölümü bu denli ağzına meze etme, İlayda. Ölüm sadece birinin canını almaz." Ölüm alacağını aldıktan sonra ardında bırakanların acısını umursamazdı. Aileden biri ölürdü, yası geri kalanı her gün öldürürdü.
Toygar, göğsünde filizlenen korkuyla arkasını döndü. Ölümü gör. Aptalca bir deyişti. Birinin ölümüne şahit olmuş zihni, bu deyişi kabullenmekte zorluk çekiyordu.
Ölümü gör.
İlayda'nın ölümü görmemek için ölmeyi bile tercih edecekken onun bunu bu denli kolayca dile getirişine sinir oluyordu. İlayda'yı ölene kadar değil, onun için ölecek kadar seviyordu.
💬