Saat Üç Yönünde

“Ölümün Gemisine Atılan İlk Adım”
Ayda, babasının ani ölümü sonrası ailesi üzerindeki artan baskıdan kaçmak için annesi Valeria ile birlikte Rusya’nın Soçi şehrine taşınır. Yeni bir başlangıç umuduyla geçen 13 yılın ardından, geçmişiyle yüzleşme isteğiyle Türkiye’ye, babasından kendisine miras kalan toprakları görmek üzere yola çıkar. Yolculuk için Karadeniz üzerinden ilerleyen büyük bir gemiye biner.

 

Gemide geçen uzun, sessiz günler fırtınalı bir geceyle bölünür. Kuvvetli dalgalarla boğuşan gemiden yardım sinyalleri gönderilir. Ancak bu sinyaller, yardım beklenen gemiler yerine deniz korsanlarını cezbeder. Kısa sürede gemiye baskın düzenleyen korsanlar, yolcuları birer birer acımasızca katleder.

 

Ayda, ölümle yüzleştiği bu kargaşa içinde bir anlık boşluğu değerlendirerek gemiden denize atlar. Karadeniz’in serin ve öfkeli sularında sürüklenerek bilincini yitirir. Gözlerini açtığında, Rize kıyılarında, onu bulan gizemli bir adam tarafından kurtarılmıştır.

 

Yeni hayatının temelleri, “Yalan” adını taşıyan bir kayığın üzerindeki küçük bir yelkenliyle atılır. Ayda artık geçmişinden kaçmak yerine, kendi gerçeğini aramak için yelken açacaktır…

İHTİZAR

Mavi sisli bir duvar, saklıyor seni benden

Ayaklarım geri gidiyor, ruhum sensizliğe adım atıyor

Menfaat miydi? Şuur’um kendini zorluyor

Çığlık atıyor yüreğim, yıldızların sesini andırıyor

                                                              ~Azra Uysal

 

Soğuk: Buzun Kalbi

Gökyüzünden süzülen ilk kar tanesi, her zaman yok olmaya mahkumdu. Lina Acar, kendini o kar tanesine benzetirken kaderinin annesinin tuttuğu iplere bağlı olduğunu biliyordu. O iplerden kurtulmasının tek yolu da ölümden geçiyordu. En azından Lina Acar böyle sanıyordu… Ta ki Barış Arslan, intiharın ucunda olan Lina Acar’a bir teklif sunana kadar.Tehlikeli bir kurtuluş oyunu, kaderlerini düzeltmeye yeter miydi? Yoksa ilk kar tanesi her zaman erimeye mi mahkumdu? intikam ve kurtulma arzusu birbirine karıştığında her şey ilk planladıkları halde kalacak mıydı yoksa ellerine o kan bulaşacak mıydı?

Zehirli Cazibe

“Beni öldür ama sana asla itaat etmeyeceğim!”

“Seni öldürmeyeceğim küçük fare, seni eğiteceğim. Bu soyadı taşımayı kabul ettiğin an bu evdeki tek görevin, bacaklarını kocan için daha çok aralamak olacak…”

Karanlık bir adama eğrilen kırılmaz bir irade, acımasız kuralların gölgesinde zincirlenen masum bir kadın. 

Ural Demirkan’ın kontrol arzusu Lavin Ateşer’in masumiyetine çarptıkça, aralarındaki nefret saf bir yangına dönüştü. Ve sınırların tamamen yok olduğu yerde, nefretten beslenen bu tehlikeli tutku ikisini de yakıp yıkan, durdurulamaz bir arzuya dönüşecekti.

Biri itaat ettikçe daha fazlasını isteyecek, diğeri teslim oldukça o karanlıkta kendi açlığını keşfedecekti.